Hukuk

Türkiye’de Finansal Suçlara İlişkin Davalarındaki Temel Sorunlar

Türkiye’de finansal suç soruşturmalarında, banka hesapları, ödeme ve elektronik para kuruluşları ile kripto varlık platformları aracılığıyla yasa dışı para transferi yapıldığı ve suç gelirlerinin aklandığı iddiaları öne çıkmaktadır. Bu davalarda, şirket hesapları ve POS cihazları kullanılarak kara para aklama, yasa dışı para transferi ve tefecilik yapıldığı iddia edilmektedir. Ayrıca yasa dışı bahis ve dolandırıcılıktan elde edildiği ileri sürülen paraların, peş peşe transferlerle kaynağının gizlendiği veya kripto varlıklara dönüştürülerek yurt dışındaki platformlara ve bahisle bağlantılı cüzdanlara aktarıldığı; bu yöntemlerle kara paranın aklanmasının amaçlandığı öne sürülmektedir.

Bu makalemizin konusu, bu isnatların doğruluğu veya suçla mücadelenin gerekliliği değil; son yıllarda yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda ortaya çıkan usul ve esas sorunlarının hukuki analizinden ibarettir.

1. Şüphenin Somut Delille Desteklenmemesi

Tabii olarak bir soruşturmanın başlatılması için suçun önceden tüm unsurlarıyla kanıtlanması beklenemez. Ancak son yıllarda karşılaştığımız soruşturma ve ceza davalarında ortaya çıkan asıl sorun, başlangıç şüphesinin yeterince araştırılmadan ve somutlaştırılmadan doğrudan doğruya ağır koruma tedbirlerinin gerekçesine dönüştürülmesidir. Birçok dava dosyasında kişilerin gözaltına alınmasında ve tutuklanmasında en önemli kriterlerin başında yüksek işlem hacmi ve sık para transferleri yer almaktadır. Oysa savcılık makamlarının ve mahkemelerin, bu kriterleri yapılan işin doğası ve olağan ticari akışı çerçevesinde değerlendirmesi, yalnızca gelirle veya faaliyet hacmiyle uyumsuz ve olağan dışı hareketler varsa bunları şüphe unsuru olarak dikkate alması gerekmektedir. Başka bir deyişle, yapılan mali işlemlerin parasal büyüklüğü ve işlem sıklığı, tek başına suç gelirlerinin aklandığını ve kişinin suç işleme kastını göstermez.

Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi, 11.12.2024 tarih, 2024/2192 E, 2024/3237 K sayılı kararında, sanık hesabındaki çok sayıdaki para girişine ve bilirkişi raporundaki bahis hesabı değerlendirmesine rağmen, “incelenen hesap hareketleri ve işlem açıklamalarına göre açıkça hesabın suçta kullanıldığına dair bir tespit yapılmamış olması karşısında;” eksik araştırmayla kurulan mahkûmiyet hükmünü hukuka aykırı bularak bozmuştur. Aynı kararda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için “sanığın banka hesaplarının bahis ya da şans oyunlarıyla bağlantılı olarak para nakline aracılıkta kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi” gerektiği vurgulanarak, salt hesap hareketliliğinden varsayımsal sonuç çıkarılamayacağı ortaya konulmuştur.

Tarafımızca sanık müdafisi olarak temsil edilen bir dava dosyasında da bir ödeme kuruluşu acentesinin yıllık cirosu ve işlem sıklığı tüm soruşturma ve kovuşturma süresince müvekkilin tutukluluğuna gerekçe yapılmış; uzun ve ısrarlı açıklamalarımız neticesinde bir ödeme kuruluşu acentesinin cirosunun kendi öz kazancı olmadığı, bu tutarın sadece cüzi orandaki komisyon gelirlerinden oluştuğu, bu nedenle gerek işlemlerin mali büyüklüğünün ve gerekse işlem sayılarının yüksekliğinin herhangi bir şüpheli durum teşkil etmediği kanıtlanmıştır. Yargıtay içtihatları da toplam ciro ile suç gelirinin birbirinden titizlikle ayrıştırılmasını emretmektedir (Yargıtay, 3. Ceza Dairesi, 05.04.2022 tarih, 2021/4535 E, 2022/1796 K)

2. Kişisel Sorumluluk Belirlenmeden Özgürlüğün Sınırlandırılması

Finansal suçlar bakımından bir ödeme veya elektronik para kuruluşunun ya da kripto varlık hizmet sağlayıcısının ortağı, yöneticisi, yazılımcısı veya uyum görevlisi olmak, işlendiği iddia edilen suça ilişkin doğrudan cezai sorumluluk doğurmaz. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereğince, şirket faaliyetleri çerçevesindeki suçlamalar çalışanların veya yöneticilerin tamamına objektif olarak teşmil edilemez. Her bir kişi bakımından icrai veya ihmali fiil, bilgi ve suç kastı ayrı ve somut delillerle gösterilmeli ve bireyselleştirilmiş bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Bu ayrım yapılmadığında, suç teşkil eden faaliyete katılımı somutlaştırılmamış teknik personel veya çalışanlar da gözaltı ve tutuklama tedbirleriyle karşılaşabilmektedir.

Uygulamada birçok dosyada, atılı suç fiili ile hiçbir ilgisi olmamasına karşın yalnızca kurumsal pozisyonu nedeniyle gözaltına alınan ve tutuklanan kişilerin bulunduğunu; hatta suçun işlendiği iddia edilen tarihte ilgili şirkette çalışmamasına karşın bu dosyalarda uzun süre yargılandığını müşahede etmekteyiz. Oysa başkasının yanında veya bir kurum bünyesinde çalışmak tek başına suçun sübutu için yeterli değildir. Yargıtay, 3. Ceza Dairesi, 01.12.2022 tarih, 2021/3543 E, 2022/10260 K sayılı kararında, başka bir kişinin yanında ücret karşılığı çalıştıkları anlaşılan sanıklar yönünden “kendi ad ve hesaplarına yasadışı bahis oynattıklarının her türlü kuşkudan uzak bir şekilde kanıtlanamadığı anlaşılmakla” eksik araştırmayla mahkûmiyet kararı verilmesini bozma nedeni saymıştır.

Özellikle tutuklama tedbiri; kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin, tutuklama nedeninin ve ölçülülük ilkesinin her bir şüpheli veya sanık yönünden kişiye özgü olarak değerlendirilmesini zorunlu kılar. Anayasa Mahkemesi, 19.11.2024tarih, Bireysel Başvuru, B. 2022/24342 sayılı kararında açıkça ifade edildiği üzere, “tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin bulunmasıdır.”Kişinin çalıştığı kurum veya üçüncü kişilerle olan olağan bağlantıları üzerinden varsayımsal çıkarımlar yapılarak özgürlüğünün kısıtlanması mümkün olmayıp, somut delillerle kişisel bağlantı kurulamadığı durumlarda Anayasa Mahkemesi, 19.11.2024 tarih, Bireysel Başvuru, B. 2022/24342 sayılı kararında da vurgulandığı gibi “somut olayda tutuklama için gerekli olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı kanaatine ulaşılmıştır.” tespiti gündeme gelecek ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ihlal edilmiş olacaktır.

3. Tutukluluğun Soruşturmayı Tamamlama Aracına Dönüşmesi

Soruşturma ya da kovuşturma makamlarınca bilirkişi raporunun, MASAK incelemesinin veya banka kayıtlarının beklenmesi, kişinin aynı süre boyunca tutuklu kalmasını kendiliğinden haklı kılmamaktadır. Ceza muhakemesinde esas olan delilden sanığa gitmek iken, uygulamada şüpheden tutuklamaya gidilmekte ve tutukluluk süreci delil toplama aracına dönüştürülmektedir. Eksik delil ile tutuklanmış kişilerin durumu, deliller toplandıkça yeniden değerlendirilmeli ve tutuksuz yargılanma esas alınmalıdır.

Tutuklama kararlarında ve tutukluluğun devamı incelemelerinde, kaçma veya delilleri karartma şüphesinin soyut ve basmakalıp ifadelerle değil, somut olgularla gerekçelendirilmesi şarttır. Finansal suçlarda banka kayıtları, dijital veriler ve transfer geçmişleri zaten resmi makamların ve ilgili kuruluşların kayıtlarında mevcut olduğundan, delillerin karartılması ihtimali çoğu zaman olgusal bir temele dayanmamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, 08.07.2025 tarih, Bireysel Başvuru, B. 2023/7631 sayılı kararında, “Delilleri karartma riskinin soyut bir biçimde değerlendirilemeyeceği, olgusal bir temelinin bulunması gerektiği açıktır.”denilerek bu husus kayıt altına alınmıştır.

Ayrıca kanuni tutukluluk üst sınırları aşılmasa dahi, somut bir gereklilik ve yeni bir delil ortaya konulmadan sürdürülen tutukluluk hali makul süreyi aşarak bir cezalandırma aracına dönüşmektedir. Anayasa Mahkemesi, 04.03.2026 tarih,Bireysel Başvuru, B. 2023/36425 sayılı kararında, “devam eden yargılamaya ilişkin iddianame düzenlenmesinden sonra kuvvetli suç şüphesini ortaya koyacak yeni bir delilin sunulmamış olması” ve “öncelikle adli kontrol tedbirleri değerlendirilmeli ve adli kontrolün neden yetersiz kalacağı gerekçelendirilmelidir” ilkeleri çerçevesinde, bireyselleştirilmiş ve güncel gerekçelere dayanmayan tutukluluk uygulamalarının hukuka aykırı olduğu hükme bağlanmıştır. Uzayan tutukluluk süreçleri, şüpheli ve sanıkların yanı sıra ailelerini, çalışanlarını ve ticari işletmeleri ağır ve onarılması güç mağduriyetlere maruz bırakmaktadır.

4. Finansal Hizmetlere İlişkin Uzmanlık İhtiyacı

Ödeme hizmetleri, elektronik para ve kripto varlık hizmetleri özel uzmanlık gerektiren finansal hizmetlerdir. Özellikle 6493 sayılı Kanun kapsamında, fon akışlarının nasıl gerçekleştiği, fiziki ve sanal pos işleyişinin, müşteri fonları ile ödeme ve elektronik para kuruluşunun kendi malvarlığı ayrımı ile bu kuruluş çalışanlarının görevlerinin içeğri ve sınırları karar vericiler tarafından dikkate alınmalıdır. Bu kuruluşlara ilişkindeğerlendirmenin sağlıklı yapılabilmesi; Cumhuriyet savcısı, hâkim ve bilirkişilerin ilgili finansal iş modellerini ve hukuki ve teknik altyapıyı doğru anlamasını gerektirir.

Diğer yandan, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının; MASAK, BDDK, TCMB ve SPK gibi düzenleyici ve denetleyici kamu otoritelerinin raporlarını eleştirel biçimde analiz edebilecek teknik bilgi ve mesleki yetkinliğe sahip olmaları da elzemdir. Bu raporlar muhakeme sürecinde önemli birer veri kaynağı olmakla birlikte, içerdikleri bulguların güvenilirliği, varsayımsal değerlendirmelerin dayanakları ve isnat edilen suçun kanuni unsurlarıyla bağlantısı yargı mercilerince bağımsız olarak denetlenmelidir. Anayasa Mahkemesi, 03/6/2020 tarih, Bireysel Başvuru, B. 2017/7656 sayılı kararında, MASAK raporlarında yer alan ve mahiyeti belirlenemeyen para transferlerine ilişkin olarak, “Soruşturma mercileri de bu para transferlerinin örgütsel bir ilişki içinde veya örgütle bağlantılı olduğunu ileri sürmemiş ve başvurucunun savunmasının aksine bir olgu ortaya koymamışlardır.” değerlendirmesi yapılarak, salt MASAK raporundaki işlem tespitlerinin suç bağlantısını ve kuvvetli şüpheyi tek başına kanıtlamaya yetmeyeceği ortaya konulmuştur.

5. Hukuki Savunmanın Yerini Nüfuz Arayışının Alması Tehlikesi

Yargısal süreçlerde delil değerlendirme standartları düştüğünde ve yargıya olan güven zedelendiğinde, suçlamalarla karşılaşan kişiler delile dayalı hukuki savunmadan ziyade siyasi veya kişisel bağlantılardan sonuç beklemeye yönelebilmektedir. Hukuk kurumları ve meslek örgütleri de kanuni şartları oluşmadan, ölçülülük ilkesi gözetilmeden verilen tutuklama ve el koyma kararlarının hukuka olan güveni aşındırdığına dikkat çekmektedir.

Bu durum, her dava dosyasında yargı dışı bir müdahale bulunduğunun kanıtı değildir; ancak nüfuz arayışının hukuki argümanlardan ve somut delillerden daha etkili olduğu yönündeki bir algının oluşması dahi adalete eşit erişim ilkesini, savunma hakkını ve avukatlık mesleğinin saygınlığını ağır biçimde zayıflatır. Finansal suçlarla etkili ve meşru mücadele; daha fazla ve ölçüsüz tutuklama tedbiriyle değil, daha nitelikli, teknik açıdan doğrulanabilir ve şüpheden uzak delillendirme süreçleriyle mümkündür. Suç geliri toplam işlem hacminden, kişisel ceza sorumluluğu kurumsal kimlikten, başlangıç şüphesi ise kesin ispattan ayrılmalıdır. Bireyler ve kurumlar, masumiyetlerini kanıtlamak için yargı dışı bağlantılar aramaya değil, teknik ve hukuki savunmalarının bağımsız yargı mercilerince tarafsız biçimde değerlendirileceğine güvenebilmelidir.

Sonuç ve Değerlendirme

Finansal suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda, klasik ceza hukuku bilgisinin yanı sıra bankacılık, ödeme hizmetleri, elektronik para ve kripto varlık düzenlemelerine, finansal akış şemalarına ve teknik işlem süreçlerine hâkim uzman bir ekiple çalışılması, etkili savunma hakkının kullanılması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından hayati önem taşımaktadır. Kamu otoritesi raporlarınıngerekçeli biçimde denetlenmesi, Cumhuriyet savcıları ve hâkimlerin adil bir sonuca ulaşmasına doğrudan katkı sağlar.

Bankacılık, ödeme hizmetleri, elektronik para ve kripto varlıklar alanındaki akademik bilgi ve uygulama tecrübemizle, bu süreçlerde hukuki ve teknik desteğe ihtiyaç duyan kişi ve kuruluşlara mesleki sorumluluk ve titizlik anlayışıyla destek vermeye devam etmekteyiz.

Av. Dr. Mehmet S. YURTÇİÇEK
Bankacılık, Ödeme, Elektronik Para ve Kripto Varlık Hukuku Uzmanı
Telefon: +90 533 760 20 06
E-posta: [email protected]

İlgili Yazılar